Doğal Döngü

Sorun şu ki; teknoloji ve insan algısı, önüne geçilemeyecek derecede rekor bir hızda ilerler ve genişlerken, toplum yönetimi ve popüler mevcut siyasi sistemler yerinde sayıyor. Burada çok ciddi bir açıklık ortaya çıkıyor. Aslında bunun, bügün gözle görebildiğimizden çok daha büyük bir sorun olduğunu, çok yakın bir gelecekte fiziksel olarak deneyim edeceğiz.

Hepimiz bir şekilde ‘Dünya’yı yöneten güçler’ içerikli veya başlıklı teorileri duymuşuzdur, okumuşuzdur veya en azından düşünmüşüzdür. Bu tarz teorilerin doğruluğunu veya yanlışlığını tartışmaktan ziyade, neden duruma tersinden bakmayı hiç denemediğimiz de benim asıl merak konumdur. Dünya’yı yöneten güçler yerine, Dünya’da yönetilen güçler olarak bakacak olursak belki de konudaki farklı boyutları yakalama fırsatımız ortaya çıkabilir.

Evet, sadece ülkeler bazında değil, uluslararası ve küresel bazda da tüm Dünya üzerinde egemenliğini kurmuş olan bazı köklü aileler, medya organları, markalar, algı yapılandırmaları ve benzeri öğeler bulunmakta ve bunların mevcut himayesini yok saymak mümkün değildir. Ancak, bunun nedenine inmek gerekir diye düşünüyorum. Yöneteni yaratan en önemli koşul nedir? – Yönetilenlerin mevcudiyeti. İkinci en önemli koşul nedir? – Yönetilenlerin, yönetenlere biat etmesi ve karşı çıkmaya ne cesaretinin ne dirayetinin ne de takatinin olmayışı. Bu iki ana maddenin içi dolduğu takdirde, bahsi geçen yönetenlerin egemenliği her daim var olacaktır. Bunların dışında bir çok farklı unsurun da bulunduğunu bilmek gerekse de denklemin en temel iki taşıyıcı kolonu bunlardır.

Vizyon kısıtlılığı ve düşünecek zamanı kendisine yaratamayan, farkında olmadan kapitalizmin bel kemiği haline gelmiş bir sosyal tabakayı oluşturan, popülist odaklanmışlığından dolayı demokrasiden daha iyi bir sistem hayali kuramayan, parayı araç olarak görmek yerine hayat amacı edinen, başta Hollywood ve kendi ülkelerindeki ünlü oyuncuların dış görünümlerini kendi hayatlarının ‘güzellik-çirkinlik’ kıstası olarak alan, trendi sosyal medya üzerinden seçen ve bunu yaşam tarzı haline getiren, aynılaşmış ve farklı olanı dışlayıp ötekileştiren, narsist ve son derece bireyselci bir yönetilenler topluluğundan bahsediyorum. Şimdi soruyorum ki böyle bir topluluğu kim yönetemez? Yani bu çarkın döneri yönetenlerde değil yönetilenlerde.

Oy kullanma ‘hakkı’na sanki bir zorunluluk değil de bir hak edişmiş gibi ‘hak’ denir. Oy hakkını kullanmak her vatandaşın görevi denir. Düzeltmek gerekirse: oy kullanmak, demokrasi sistemini, ülkeler yapılanması (1648 Westphalia Barışı ile temelleri atılan sınırları belli ülkeler ve 19-20. yüzyıllardaki ulus-devlet modelinin yükselişi) içinde, onaylayan her vatandaşın görevi ve hakkıdır. Eğer içinde bulunduğun sistemi onaylıyorsan, o sistemin getirilerinden veya gerekliliklerinden biri olan oy hakkını kullanacaksındır. Oy hakkını kullandıysan da, demokrasinin sonucu olarak seçilen her ne ise, sevmiyorsan da, saygı duyacaksın. Bu çok basit bir denklem.

Sözü uzatmadan, asıl gelmek istediğim noktaya geleyim. Şimdi şöyle düşünelim ki size 4 seçenek veriliyor: Galatasaray – Fenerbahçe – Beşiktaş – Trabzonspor. Bunlardan birini seçeceksin ve destekleyeceksin bu sezon deniyor. Peki ama ya ben herhangi birini seçmek istemiyorsam. Seçeceğimin tek dayanağı olarak ‘diğerlerinden iyidir en azından’ diyeceksem neden seçiyorum? Peki ya ben futbol sisteminin kendisini sevmiyorsam ne olacak? Neden bir seçim yapmak zorundayım? İlla ki kötünün iyisi olarak gördüğüm için bir seçeneğe yönelmek zorunda mıyım? Bu tarzda düşünenleri neden otomatik olarak dışlamaya programlanmış bir sistem mevcut?

Hayatta herkesi mutlu edebilecek bir seçenek var mıdır herhangi bir alanda? – Benim algım çerçevesinde, mevcut şartlarda yok diyebilirim. Peki demokrasi ne diyor? – En azından çoğunluğu mutlu edeyim. Bu ne yazık ki bir oyun değil. Sinemaya giderken seçeceğiniz bir film de değil. Tutacağınız takım da değil. Bu koskoca bir ülkenin insanlarının, belki de buna bağlı olarak bir çok farklı ülkenin insanlarının da kaderini belirleyen bir seçim. Öyle bir seçim ki 80 milyonun üzerinde insan etkilenecek. Kabaca, 40.1 milyon ‘x’ ister ve elde ederken, 39.9 milyon ‘y’ ister ancak ‘x’ alıp idare etmeye çalışır.

Burada amaç demokrasiyi yerden yere vurmaktan ziyade biraz kafa açmak. Demokrasinin ne kadar sorunlu olduğu ile ilgili aşağı yukarı herkesin biraz fikri vardır zaten. Demokrasi olmazsa ne olur? – Anarşi. Bu cevabın, diğerleri arasında en popüleri olmasının sebebi de yukarıda anlattıklarımla tamamen aynıdır. Anarşi, demokrasinin tersi değildir veya olmayışında boşluğu dolduracak olan durum değildir. Olasılıklar dahilindedir ancak bir kesinlik değildir. Bunu belirleyecek olan bireyler ve genel olarak toplumun kendisidir. Belli kalıplardan çıktığımızda, ön yargılarımızı ve tüm keskin uçlarımızı törpüleyip, sadece siyah, beyaz ve hatta grinin olmadığını kabul ettiğimizde algımız daha da açılacak ve ilk cümlemde bahsettiğim açıklık gittikçe kapanarak doğal sürecine oturacak.

Tarihe dönersek, birbirinden bağımsız olarak evlerinin (kendi yaşam ve üretim alanının) etrafını çitlerle çeviren ilk insanların acaba bugün yaşadığımız sistemin babaları olacaklarına dair herhangi bir fikirleri var mıydı? Daha yakın tarihe gelirsek, Venedikli tüccarlar, yüz yıllar sonrasında Dünya’ya egemen olan sistemin temellerini farkında olmadan attıyor olduklarını öngörebilirler miydi? Bugün ise bazı insanlar veya bazı topluluklar, aynı şekilde, belki farkında bile olmadan, mevcut yozlaşmış sisteme alternatif üretmekteler. Bir sistem, doğal sınırlarına eriştiğinde, yerini bir başka sisteme bırakacaktır. Bu da bir doğal sonuç olarak, er ya da geç yaşanacaktır.

 

 

 

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google photo

You are commenting using your Google account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s

Powered by WordPress.com.

Up ↑

%d bloggers like this: