Hong Kong: Vakit Az, Nakit Çok, Alan Yok

Bugün Hong Kong olarak bildiğimiz özerk ada ülkesi, 1842’deki 1. Afyon Savaşı’nda, Çin’in Qing Hanedanlığı’nın yenilgisi üzerine İngiliz İmparatorluğu’na devredilmişti. Ada, her zaman ticaret için bir merkez durumundaydı. Avrupalı tüccarlardan, Güney Çin Denizi’ndeki korsanlara kadar bir cazibe merkezi oldu. Hong Kong, 20. yüzyılda da uluslararası ticaretin bölgedeki hub noktası iken, 21. yüzyılda değişen ekonomik dinamiklere ve kapitalizmin tamamen global bir hal almasıyla paralel şekilde kendini en tepeye attı.

IMG_1298
Hong Kong adasının karşı yakası olan Kowloon adası caddelerindeki tabela kaosu

Öylesine bir kaos var ki herkes bir yerlere yetişmeye çalışıyor. Sanki işi olmayanın buralarda yeri yok gibi. Otomatik olarak, buraya ait bir işi olmayanı dışlayan bir yapısı var bu ülkenin. Mesela, burası kesinlikle bir backpacker ülkesi değil. Düşük bütçeli seyyahları, geldikleri gibi gönderir. Küçük bir örnek vereyim. Ülkeye yeni adım attınız ve hem açsınız hem de kalacak yer ayarlamadınız. Backpacker‘sınız ya hani… İşte bu noktada, sınırlarınız zorlanacak ve kendinizi tekrar tanıyacaksınız. Asya ülkelerinde her zaman telefon sarjı olanağı, wifi ve biraz da soluklanma fırsatı veren Starbucks’ta bile oturmak, zaman ile ölçülür Hong Kong’ta. Aldığınız wifi şifresinin geçerlilik süresi yarım saattir ve küçük boy bir Americano kahve aldığınızda yaklaşık 50TL ödersiniz. Sırtınızda çantalarla girdiğiniz o ufacık cafelerde zaten size kadar bile yer yokken bir de çantalarınıza yer ararsınız. Oturdunuz ve kalacak yer bulmak için 20 dakikanız var.

IMG_0573
Chungking Mansions – Nam-ı diğer: Plansız, spontane seyyahların ilk gece düşeceği, ülkenin en teşko yeri

Bu Chungking’in dışı seni içi beni yakar. Uzun uğraşlarımız sonucu, düşük bütçeli gezgine uygun tek bir hostel bile göremedik tüm ülkede (ertesi gün bulacaktık). Bu pasajın içinde ülkenin en iyi exchange oranlarını veren ofisleri, arap, hint ve pakistan mutfaklarının hijyenden yoksun restorantlarını ve el altından satılan sigaraları bulabilirsiniz. 2 adet asansörü vardır bu gökdelenin. Asansörlere, limitinden çok kişi biner ve kapılarında her zaman onlarca insan kuyruktadır. Yangın veya benzer bir durumda kaçışın mümkünatı olmayan bir ortam. Katları çıktıkça, içinde sadece yatağın sığabileceği odalar ve konaklamalar mevcut. Küçüklüğünü şöyle anlatayım: Yatağın yanına çantayı koyduğunda kapı açılamıyor ve yere basacak alan bile kalmıyor. Apartman boşluğuna açılan bir pencere var ki açılmaması söylenmişti. Merak edipte bu pencereyi açmakla kapamak bir oldu çünkü göz göze gelinen ilk şey duvardaki fare olmuştu. Böyle bir konaklamanın gecelik ücreti 50 Euro…

IMG_0579
Bahsi geçen fareli apartman boşlukları

Ertesi gün, neyse ki öyle bir Hostel bulmuştuk ki hem alanı geniş, hem ortamı pozitif ve eğlenceli hem de fiyat / lokasyon açısından muhteşemdi. Aşağıdaki fotoğrafta bulunan teras ortamını, Hong Kong’ta başka yerde bulmanız imkansıza yakın. Bu teras o kadar ferah ve geniş ki gündüzleri, müzik açıp spor bile yapma imkanı veriyordu.

IMG_0066
Yesinn Hostel – Her açıdan ülkenin en kalınası hosteli
IMG_0432
İp atlama, push-up, mekik vb. hareketlere yer var 🙂

Bu ülkede 3 şeyin önemi var: vakit, nakit ve alan. Günün çok erken saatlerinde başlayan koşuşturmacada herkesin yetişmeye çalıştığı bir yerler ve bir şeyler var. Herkes telaşlı. İnsanlar ya klasik giyimli ya da abartılı casual. Her ikisi içinde tepeden tırnağa, en pahalı orijinal dünya markaları harici bir şey görünmüyor. İnsanlar, rahatlama aktivitesi olarak alışverişe çıkacakları zaman, önce bir valiz satın alıyor. Ardından o valizi Chanel, Gucci, Armani ve L. Vuitton gibi markaların orijinal mağazalarının kapılarında uzun bir kuyruğa girip, tıka basa dolduruyor. Bu durum, resmen bir modern Hong Kong ritüeli haline gelmiş durumda yaygın.

IMG_0250
Sonuç: Alan dar, insan çok, fiyatlar uçuk

Orta gelirli insanlar, genellikle bu tarz kutu gibi evlerde yaşayıp, kirasına binlerce dolar ödüyor. Evet, binlerce dolar, bu dökülmeye yakın beton kutular için ödeniyor her ay. Yerleşim ve binalar o kadar küçük bir alana hapsedilmiş ki, insan artışını, bina yükselişi ile karşıyalan bir sistem oluşmuş. Sınırlı bir alan olduğundan, her geçen gün konut fiyatları artmak zorunda kalıyor doğal bir sonuç olarak. Hong Kong, Dünya üzerinde metre kare bazında en çok gökdelene sahip ülke olmakla birlikte en yüksek gayrimenkul fiyatlarına da erişmiş durumda. Başlarda dediğim gibi, bu ülke seni otomatik olarak dışlamaya programlı. Çünkü ülke kendi içinde dinamiklerini çoktan oluşturmuş ve en düşük gelirli yaşam formu bile, dışarıdan gelen biri için çok yüksek rakamlara tekabül ediyor. Ya burada kazanacaksınız ki yaşayabilesiniz ve kalmak için bir nedeniniz olsun, ya da burayı görüp, tanıyıp, hızlıca uzaklaşacaksınız. Para olarak zorlamayan kişiye ise neden burası diye sordurur ve eğer gerçekten geçerli bir sebep yoksa, kendini yine sınır dışı bulur.

IMG_0782
Hong Kong adasının, Kowloon adasına geçerken vapurdan çektiğim bir görüntüsü

Söz konusu Hong Kong olunca, burada doğmuş olan Bruce Lee’ye değinmek istiyorum. Kendisinin en bilinen yanı, Hollywood aktörlüğü ve karate ustalığıdır. Jeet Kune Do, tamamen kendisinin geliştirdiği bir Karate stilidir ve aynı zamanda çok derin bir felsefik düşünürdür. Her yanı bir tarafa, beni en etkileyen yanı, pek bilinmese de, felsefik yönü olmuştur. Her zaman, toplum tarafından belirlenen kalıpların dışına çıkılması gerektiğini söyler ve ancak bu eyleme dönüştüğü zaman, kişinin özgür ve özgün olabileceğini savunur.

IMG_0763
Bruce Lee anısına dikilmiş olan heykel

Değişim kavramına da ayrıca değinir ve kişinin değişimle bütünleşip, kendini de değişen organik bir yapı olarak görmesi gerektiğini söyler. Kendi karate stilini de zaten bu felsefik alt yapılar üzerine inşa etmiştir. ‘Be water, my friend’ cümlesi de bu değişim kavramı üzerine söylediği bir sözdür. Zamanın akışkanlığını, kendi akışkanlığına dönüştürmek üzerine yapılmış bir metafordur. Sonuç olarak, ben Bruce Lee’yi kendi hayatıma, dövüş sanatlarıyla uğraşan bir düşünür olarak aldım.

IMG_0698
Bruce Lee, Karate ve Kung Fu, sokaklara ve duvarlara da sanatsal olarak renkli yansımalar vermiş

Hong Kong’un bir başka enteresan yanı ise, en işlek caddelerde ve popüler sokaklarda bile oldukça aleni ve göze çarpacak şekilde asılmış led ışıklı, küçük masaj salonları. Ancak bunlar, dışarıdan parlak görünen binaların karanlık katlarında bulunuyor. İçeriye adım atıp koridorlara bir bakarsanız görürsünüz ki ellerinde patates, portakal torbalarıyla evine gitmeden önce uğrayan dayılardan tutunda, kulaklığı takılı modern hippie tarzlı ergen gençlere kadar ilginç bir müşteri kitlesi var. Tabi tüm civar ülkelerden gelen çalışan kadınlar bulunmakta ve bunun tek sebebi ise Hong Kong’ta kazandıkları para biriminin hem değerli olması hem de herşey gibi bu sektöründe çok pahalı olması. Yani aynı işi yaparak kendi ülkesinde 5 kazanacak olan bir kadın, buraya gelerek 25 kazanabilir hale geliyor.

Uzun lafın kısası, kapitalizmin geldiği son noktayı görmek isteyene muhteşem bir analiz fırsatı veren bir ada ülkesidir Hong Kong. Dünya’nın genelinde olmayan bir durum var burada. Sosyo-ekonomik katmanların en dip noktasından, en tepe noktasına, herkes aynı kaldırımlarda yürüyor. Daha doğrusu yürümek zorunda kalıyor. Dediğim gibi, alan yok 🙂

Bitirmeden ufak bir pratik bilgi vereyim. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarına, Hong Kong için 90 günlük vize serbestisi var. İlişkilerimiz bozulupta, bu ülkeye de vize serbestimiz kalkmadan, girin çıkın gidin görün tanışın öğrenin öğretin…

IMG_0649
Hong Kong’tan selamlar, herkese iyi günler dilerim!!!

 

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google photo

You are commenting using your Google account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s

Powered by WordPress.com.

Up ↑

%d bloggers like this: