About me / Hakkımda

Her yıl özel bir gün olarak görülen Ocak ayının ilk günü 1992 yılında İzmir’de doğdum. Sadece doğmakla kalmayıp aynı zamanda İzmir’de büyüdüm. Bu gerçekler dışında, inanç ve benzeri konulara, tek taraflı kendimi tanıtırken girmek hiç bir zaman tercihim olmadı. Bu tarz konuları tartışmaya her zaman açığımdır ve hatta severim de ancak dediğim gibi monolog şeklinde kendimi tanıtırken bunlardan bahsetmek hoşuma gitmiyor. Bu yüzden konuya nasıl bir çevrede yetiştiğim ile devam edebilirim. Gerek ailem gerekse en yakın arkadaş çevrem olsun, her zaman etrafımda açık görüşlü ve destekleyici insanlar var oldu. Bu yüzden gelişimim de bu şekilde çok yönlü ve yeniliklere her zaman açık bir şekilde oldu.

Aslında benim için bugün (26 yaşımda) kendime çizdiğim yolun temelleri, henüz üniversite eğitimimin ilk yılında atıldı. Benim kontrolümün dışında gelişen olaylarla birlikte kendimi Uluslararası İlişkiler ve Avrupa Birliği bölümüne kaydolmuş bir şekilde buldum. Başlarda bu bölüme girişimin nedenini bilmememe rağmen, sonlara doğru bölüm ikinciliğiyle bitirişimle herşeyin fazlasıyla farkındaydım. Bölümü o kadar sevmiştim ki yaz aralarında Türkiye’nin bazı köklü ve önemli uluslararası düşünce kuruluşları ve think-tank’lerinde gönüllü stajlar yaparak ve bir kaç Birleşmiş Milletler Simulasyonu katılımlarımla hem pratiğimi geliştirip hem de yurtdışı deneyimlerine sahip oluyordum. Tabi bunlar beni üniversite bitiminde nereye taşıdı? – Hiçbir yere! Okul bitiminde tamamen kendi başınıza kaldığınızda artık ezberci yönünüzü bir kenara atıp yaratıcı yönünüzü öne çıkarmanız gerekiyor ki hayatı başkalarının dikte ettiği şekilde değil kendi mutluluğunuz üzerine kurabilesiniz. Bunu farketmem tam bir senemi aldı. Ancak geç olsun güç olmasın denebilir.

Araya kısaca girmek istiyorum ki tüm bu hayati ve akademik gelişmelerin yanında, sportif gelişim de bir o kadar önemlidir benim için. Çok küçük yaşlarda futbol ile başlayıp, düzenli bir şekilde bunu üniversite yıllarıma kadar devam ettirdim. Lise yılları bitiminde, Goju-ryu ve Japon Jujutsu’su dallarında Karate eğitimime başlamıştım ve bunu 25 yaşıma geldiğimde taçlandırarak siyah kuşak 1. Dan kademesine kadar yükselttim. Tabi bu süreç içinde dövüş sanatları hayatımın bir parçası oldu ve halen büyük bir tutku olmaya devam ediyor. Gittiğim yerlerde yerel dövüş sanatlarını öğrenerek, kendi tekniğimin üzerine ekliyorum. Bunun sonuncusu ise Tayland’da çeşitli yerel salonlarda katıldığım Muay Thai (Tayland Boksu) kampları ve eğitimleri oldu. Bir insanın kendi bedeni tanımasının ve sağlığını her daim korumasının, kesinlikle beyin fonksiyonlarını ve ruh sağlığını da pozitif yönde etkilediğini düşünüyorum.

Farklı kültürlerle kaynaşıp, yeni insanlarla tanışıp, bambaşka diller öğrenmenin tadını bir kere almıştım. Bunun kesinlikle insanın doğasında olan merak iç güdüsünü beslediğini düşünüyorum. Okul bitiminden sonraki ikinci yılımda başvurmuş olduğum Jean Monnet Bursuna yedek listeden, 200 kişilik asil listeye kaydırıldığım haberini telefonla almıştım. İnsan hayatında yaşanan büyük kırılma noktalarından birini yaşıyordum ve o an farkında bile değildim. Tabii ki de evet cevabımı verdim ve kendimi Brüksel / Belçika’da bir İngiliz üniversitesi olan Kent’te, Uluslararası Çatışma ve Güvenlik yüksek lisansında buldum. Bunun bana akademik getirileri bir yana, Brüksel’de yaşıyor olmam sebebi ile daha önce temellerini atmış olduğum Fransızca dilini yerinde öğrenmiş oldum. İkinci hayat değiştirici getiri ise, Avrupa’yı karış karış gezmem oldu. İşte tam bu noktada artık bir bağımlıydım. Ben buna farklılık bağımlılığı diyorum. Artık yapmak istediğim iş her ne ise, bunu seyyahlık ile bağdaştırıp yeni bir oluşum yaratmam gerekiyordu kendimce.

NATO (Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü), Birleşmiş Milletler ve benzeri uluslararası örgütler, bünyesinde çalışmak istediğim yerlerden olmuştu hep. Brüksel’deyken yaptığım başvuruda NATO’ya çağrıldım ve bir süre çalıştıktan sonra artık zaman gelmişti ve yine hayati bir karar alıp çalışmaya devam etmektense büyük bir hevesle aldığım 80 litrelik devasa sırt çantamı toparlayıp yola çıktım. Bu tarz bir karar alırken hayat amacınız para odaklı olamıyor. Eğer öyle ise zaten bu karara varamıyorsunuz bile. Bir yerde NATO gibi bir örgütte muhteşem iş olanakları ve çalışma koşullarını (inkâr edemem) bir kenara itip, sonsuz bir belirsizliğe doğru yola çıktım. Ancak beni heyecanlandıran ise zaten bu yolun belirsizliğiydi daha en baştan. Çok mu para biriktirmiştim bu belirsiz yolculuk için? – Hayır. Hatta dürüst olmak gerekirse, bursumdan artan son kısmı cebimde taşıyarak yola çıkmıştım. Çoğu insanın tahmin edeceğinin aksine, çok az para ile yola çıkmak, çok fazla bir birikimle yola çıkmaktan kat kat daha faydalı oldu benim için. Bunun nedenine detaylıca bir yazımda değineceğim.

Şu an 26. yaşımın her gününü dolu dolu yaşıyor olup, kariyer odaklı tekdüze ve değerinin sadece yıllar bazında diğer rakiplerinin önüne geçebileceği bir CV’ye sahip olmak yerine, katı ve kuralcı bir CV’ye dahi sahip olmamayı tercih ettim. Amacım kimseyi yargılamak değil. Bu kimine göre yanlışken kimine göre doğru gelebilir. Bunun tersini uygulayana da saygım var çünkü o da kendi yaptıklarının doğru olduğunu düşünerek hareket ediyordur. Şu ana kadar herşey fazlasıyla muhteşem gidiyor ve sadece kendi hayatıma etki etmekle kalmıyor, bulunduğum çevreye de etki etme potansiyelimin olması bile herşeyin daha da iyiye gideceğinin ufak bir göstergesi.

Powered by WordPress.com.

Up ↑

%d bloggers like this: